ülkeye, bölgeye ve milliyetlere göre farklı olmakla beraber gençlerin ayaklanmasını, sisteme isyanını engellemek ve onları sistemin kölesi haline getirmek için uygulanan taktiklerdir. türkiye için örnek vermek gerekirse, en önemli iki oyalama stratejisi okul hayatının ileri yaşlara kadar uzatılması ve iş sahibi olan gençlerin de türlü borçlanmalarla köle gibi çalışmaya mahkum edilmesidir.
açıklayalım.
ilk öğrenim düzeyine kadar inen sınavlara hazırlanma temaşası ve dersanelere mahkumiyetten sonra öğrenciler hayatta başarılı olmanın en önemli koşulunun çok çok çok okumak (okumak derken okul bitirmek) olduğunu zanneder hale gelirler. öyle ki, üniversite biter, "bak ama yüksek lisans yapmadın ki iyi bir iş sahibi olabilesin" denir. böylece 2-3 yıl daha oyalanmış olur. ardından bununla da bitmez ve doktora başlar. ya da işe girince "dur bakalım önce bir tecrübe kazan ki ondan sonra rahat edesin, medeni yaşam standartlarına kavuşasın" denir.
tabi ki iş sahibi olunca oyalama taktikleri bitmez. evlenmek, araba almak, ev döşemek için veya ihtiyaçların karşılanması için bankalardan krediler çekilir. kredi kartları ise alınan maaşların düşük olmasından dolayı son limitlerine kadar dolmuştur. yani bir sürü borca bulaşırsınız. bu borçları ödeyebilmek için de çalışmanız gerekir, işiniz insani standartlarda olmasa bile, maaşınız karnınızı zor doyursa bile. sisteme itiraz edip, karşı çıkıp "ben gidiyorum, kölesi değilim bu sistemin" diyemezsiniz çünkü sizi üç kuruşa çalışmaya mahkum etmişlerdir. "evlenin, yuva kurun" der ülkeyi yönetenler, çocuk yapmanızı ister. böylece kendi iç dertlerinizle uğraşır olmanızı ve sisteme yönelik bırakın eleştiri getirmeyi, algılamanızı bile engellemiş olurlar.
böyle sürüp gider hayat ve siz artık sistemin bir kölesisinizdir, kabul etseniz de etmeseniz de...