ne tophaneden izlenen muhteşem bursa manzarasının, ne gerçekten esaslı olan tarihi dokusunun, ne eski evlerin karmaşık ve sürprizlerle dolu sokaklarının, ne arap şükrü sünün, mık da yazın her allahın günü geçirdiğimiz saatlerin, nalbantoğlu nda köpekler gibi turaladığımız zamanların, ilk aşkların, taşşaklı lise arkadaşlıklarının, çınar ağaçlarının altından meydanı izlediğimiz koza han ın, santral garaj daki "sidi lazım mıcı"ların, altıparmak ta takılan tek tip kıyafet gezinen dangalak punklarının, kolpa rock bar çaçaronun, dersane çıkışı gidip kibariye eşliğinde bira patates takıldığımız özpala sının, bursa anadolu lisesi yıllarının... yukarıda saydığım bütün şeylerin kendini şehrin bir parçasıymışcasına hissettirmesine rağmen soğuduğum, çok güzel bir yer olabilme fırsatına rağmen olmayan, olamayan şehir.
bir ruh taşımasına rağmen kendini sevdiremeyen, gönül vermek için bütünüyle betonarmeankarayı tercih eden yazarın doğup büyüdüğü, sonradan aile ve birkaç arkadaş dışında hiç bir bağının kalmadığı, her hatırlandığında insanın içinde sevilen ama kalp kırdığı için affedilmeyen eski sevgili gibi buruk bir his yaşatan..