üstünden nerdeyse bir sene geçmiş ve daha şimdi fark ediyorsunuzdur. vay be neler hissetmişim nasıl yazmışım dersiniz. hissedilenler eskidir fakat okuyunca bile bi garip olur insan. işte benim örneğim:
mutlu olmak için nedenler nasıllar gerekli mi? oysa çokça görülen hüzünlü haller hüzün bulmakta neden nasıl diye sormamakta. gülüşlerime gizlediğim sade hüzünler yerine, süslü bir mutluluğu yasıyorum simdi. bir yerlerde gizlediğim bütün gülüşlerim piyasada.
gökkuşağım gelmiş, öyle güzel ki,en usta ressamın fırcasından yüreğime dokunan en güzel darbeleri; rengarenk canlı ve mutlu... etkisi öyle büyük ki, hayatıma girisi de öyle... tanımlanır mı bilmiyorum, dizginlerinden kurtulmus bir at gibi dörtnala. yalın ,doğal bir fırça darbesi bir ressamın yüreğine dokunan bakısları. mutlu sonla biten bir filmin bir daha yasanmayacak olan son anı gibi.hiç bir tanım tam olarak oturmasa da, hayatıma girmenle beraber;hiç yasamadığım mutlulukları, askın en güzel tarafını, mutlu olmak için önce cesaret etmek gerektiğini öğrendim. bütün bunları yasarken de sana her bakısımda ''iyi ki...'' diye baslayan cümleler kurmayı. fakat askı yasamak demek sadece mutlu olmak çok sevmek demek değilmiş. özlemek de gerekliymiş. katmerli yasıyorum ve yasayacağım. fakat seni sevmekten asla vazgecmeyeceğim.mesafeleri ölcerken haritanın ölceğiyle yüreğimin ölceği asla birbirini tutmayacak.
''bir varmıs, bir yokmus'' diye baslayan masalların zamanı, mekanı ve olayları asla umursamayan bas kahramanları olacağız. dedim ya; masal bu, fakat sana olan askım kadar gercek. sonu ise bir masal kadar klasik olur umarım: onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine... =)))
26 temmuz 2009
p.m 20.40
açıklmama: ne var eksileyecek demek ki aşıkmışız yazdık!