zamanın hüküm giymiş istanbul büyükşehir belediye başkanı, yasakların esiri olduğunu söylüyordu. seçim döneminde halkın karşısına çıktığında, bu yasakların ne kadar yanlış olduğundan dem vuruyor, daha ileriye giden bir toplum olmamız için halkı bilinçlendirmeye! çalışıyordu.
haklıydı da. yasaklar etrafını kuşatmıştı. eşini devlet olduğu gibi kabul etmiyordu. tutturmuştu, illa ki başını açsın diye. ordu desen, onu terörist olarak görüyordu. zordu onun kendisini vatandaş gibi hissetmesi. bir de şiir olayı vardı ki, en çok ona üzülmüştür diye tahmin ediyorum. okuduğu bir şiir, devlete göre ülkeyi bir anda şeriat düzlemine oturtabilirdi. engel olunmalıydı, metropolün reisine.
halk da inandı onun yasakları kaldıracağına. yasaklardan en çok zarar gören kişinin, yasakçılığa tamamen karşı olacağını düşünmüştü. eğer o iktidar olursa, başörtüsünden tutun da bir çok özlük hakkı, halka geri verilecekti onlara göre.
nitekim, iktidar da oldular. başörtüsü meselesi dışındaki haksızlıkların üstüne gidemediler. mesela, yök kaldırılmadı, darbeciler yargılanmadı, azınlıklar konusunda bir türlü nihai sonuca varılmadı.
öte yandan, belediye başkanıyken yasak düşmanı olan bir şahısın liderliğindeki parti, durmadan önümüze yasaklar koymaya başladı. akpli belediyelerde içkili mekan bulmanız büyük bir sorun haline geldi, basını halkın gözü önünde susturmaya çalıştılar, muhaliflerin başı yargıyla belaya girmeye başladı, üniversitelerde özgürlük sağlanması bir yana, içerisi sivil ya da resmi lacivert ordularla doldurulmaya ve insanların potansiyel suçlu muamelesi gördüğü aramalar başladı.
bugün, yeni bir yasakla karşı karşıyayız. hem de, bu yasanın demokrasi ya da demokrat olmakla bağdaşması gerçekten mümkün değil. eskinin belediye başkanı ve başbakanı, şimdinin devletlü hünkarı recep tayyip erdoğan ve onun kabinesindeki bakanların, artık yayınları yasaklama hakları ellerinde bulunuyor. öncelikle bu yasaya evet oyu veren milletvekillerini samimi bir şekilde kutlamak lazım. onlar için bir alkış alalım.
tbmm ya da herhangi bir parlementer meclisin çıkardığı yasalar, özünde basının objektifliğini sağlamak amaçlı olmalıdır. aksi olduğu takdirde, çıkan yasalar; hem güçlü olan iktidarın muhaliflerini bastırmasını sağlar, hem de halkın öğrenmesi gereken olaylar konusunda halkı bihaber bırakır. bu durum da, özellikle seçim sistemiyle yönetilen ülkelerdeki halkların temel özgürlüklerinden birisi olan haber alma özgürlüğünü sekteye uğratır.
kaldı ki, türkiyede zaten gizliden bir sansür uygulamasının sonuçları bile-örnek isteyenler için bkz. hürriyetten kovulan yazarlar- yeterince sindirilmiş bir basın ve tecavüz edilmiş bir haber alma özgürlüğü yaratırken, bu durum artık türk basınını kuklalaştırma eşiğine getirecektir.yayın yasaklama konusunun, işin uzmanlarından ya da yargı sürecinden alınması, işin objektifliğini şüphe altında bırakacaktır.
bu yasayı onaylayan meclis üyelerine sormak lazım aslında bu noktada:
1. başbakanımız, gün boyunca elinde kumanda, koltuğunda mecmualar, basını takip eden biri midir?
2. öyle olsa bile, konusunda uzman sayılabilir mi?
3. eğer bu iki soruya da cevabınız hayır ise, ne gibi bir mantık fışkırmasıyla bu yasayı onayladınız?
en çok merak ettiğim, acaba ilk ne zaman göreceğiz bu yayın başbakan recep tayyip erdoğan tarafından yasaklanmıştır yazısını. olmaz demeyin, bu yetkiyi boşuna vermiyoruz değil mi hünkarımıza.
yasa tasarısı güzel, ne de olsa iktidarı yücelttiğiniz sürece sıkıntı yok!
başbakanım bin yaşa
sen iste heykeller yıkılsın, sen iste yayınlar kapansın.