başkent ankara'da bulunamayan telefondur. bulamamakla birlikte sıraya isim de yazdıramıyorsunuz. telefon edilen her telefoncu (vodafone, turkcell filan) "sırada 100 kişi var", "isim almıyoruz", "çok meşgulüz çook", "bekleyeceksiniz", "ne zaman geleceğini allah bilir" gibi çağımızın 'müşteri memnuniyeti odaklı satış temsilcisi' retoriğine hiç de uymayan kaba tümcelerle başından savıyor.
satışının, zamanında ekmeğe filan yaptıkları gibi karneye bağlanmasından çekiniyorum. gerçi öyle olsa yine iyi, geleceğini bilip alabilirdik karnemizlen.
lakin bu nasıl bir komedidir anlamadım. serbest piyasa ekonomisi denen bir hede içerisinde işlemiyor mu bi cihazın satışı? ben üniversitede economics okudum (ekonomi filan değil, iktisat hiç değil, 'economics'). bildiğim kadarıyla serbest piyasada arz talebe göre şekillenir (tamam aslında fiyata göre şekillenir ama talep fazla olunca fiyat artar, dolayısıyla law of supply yani arz yasası [boru değil yasa bu] iphone ürünü için işler durumdadır).
yani 200 kişi talep ediyorsa 200 adet ürün satarsın, hatta 250 tane getirirsin, hele hele sağda solda bangır bangır "ayfon 4 kampanyamış şöle düper, böle ala" diye çığırıyorsan. "geldimi zaten 3-4 tane geliyo, o da anında satılıyo abi, gerisi ne zaman gelir allah bilir" şeklindeki gayri-bilimsel ifadeleri vodafone'dan duyunca insan; "lan okul bitti biteli ekonomi bilimi metafiziğe, dine taraf mı kaydı" sorusunu akla getiriyor.
akla getiriyor ama geldiği o akıl bu soruyu kofti bi duman gibi anında dağıtıyor çünkü iphone gibi bir "kapitalizmin-ulaştığı-son-sınır" ürününün "talebi bile isteye karşılamama, çünkü zarar etmeyi çok isteme" türünde bir akıldışılığa yeltenmesinin abes olacağını düşünüyor.
peki abes olmayan nedir?
iphone almak isteyen müşterinin iphone alamamasının sebepleri nelerdir ve neye göre açıklanabilir?