polislerin yaptığı tam bir vahşettir. ("ama" birazdan gelecek, önce polise yakından bakalım).
1970 yıllarında öğrenci protestolarına girenler (varsa) bilir. öyle polise taş atmak, sopayla vurmak oracıkta infaz edilme nedeniydi, kimse cüret edemezdi. sloganlı protestolarla yetinilirdi. polis 3 dakika bekler ve saldırıya geçerdi. ağzı burnu kırılan, bayılan gençlere ilk yardım falan yapılmaz, trafiği engellemesin diye kaldırıma taşınırdı. göz altına alınanlara şubelerde sabaha kadar işkence yapılır, öğrenci lideri olarak bilinenler, 6. kat penceresinden sarkıtılırdı. işkence yapılmayan karakol yoktu. ama en büyük işkence, şimdilerde "beyaz türk", "çakma liberal" köşe yazarlarının dolduğu, o zaman ki adıyla "boyalı basından" gelirdi. yüzlerce öğrencinin yaralandığı, bir o kadarının işkenceye alındığı polis vahşetini haber olarak dahi vermezlerdi.
Bu süreç 1980 faşizmini de arkasına alarak, 21 inci asıra kadar geldi. 2002 yılına kadar 57. hükümetin başbakanı olan "işçi dostu", "halkçı" ecevit iktidarında da devam etti. o dönemin amnesty international raporlarına bakın. işkence dünya sıralamasında türkiye ilk sıralardaydı.
bugün durum çok farklı. ister ab'ye uyum deyin, isterseniz vatanseverlik. karakollarda işkence bitmiştir, gözaltına alınan kızların bakireliğini coplarla alan polis zulmü bitmiştir, sisteme muhalif bir dergi taşıyan gençlerin kahvelerden alınıp nezarette dayak yediği günler tarih oldu. derneklere baskın yapıp "duvarda niye atatürk resmi yok amına koduklarım, yürüyün nezarete" diyen komserlerin saltanatı tükendi ("ama" şimdi geliyor).
ama bunlar yetmez. senin, hangi nedenlerle olursa olsun, bir protestocu gence hayatı zehir etme hakkın yok. tekmeleme hakkın yok! yarım metre mesafeden biber gazı sıkmak nasıl bir asayiş yöntemidir?
biz demokrasi yolunda bir yerlere geldiysek, dünyanın her yerinde olduğu gibi bunu biraz da sokaklara borçluyuz.
her sokak eyleminin haklı olması gerekmiyor, her hangi bir eylemcinin karnındaki çocuğun hesabını birilerine vermesi gerekmiyor (keşke gelmeseydi o ayrı).
sokaklara düşman olanlar, gençlerin taşkınlığından korkanlar, sığındıkları kristal kulelerin altında kalırlar.
demokrasi, karşıtına tahammül edebilme yeteneği ister.
edit: yumurta seven gençler sözüm size, bu suheyl batu adlı faşiste, bir başka deyimle fareli köyün kavalcısına ilk yumurtayı kim atacak? sokaklar sadece ulusalcı faşistlerin mi? ergenekon savcısı olan bu rezilleri alkışlayacak mısınız? hadi görelim.